Bizi sterilize etmeye çalıştıkları o kusursuz pürüzsüzlüğün içinde, 500T'nin arka koltuğu müştereklerin son kalesidir. Oradaki o sarsıntı, birinin omzuna çarpmak, hala katı olduğumuzun kanıtıdır. Biz veri değiliz.
Küresel ısınma enkazını koltuk altı deodorantlarımıza sakladılar. O pembe sis ekranı kapladığında, o "slush" kıvamına geldiğimizde canlılığımızı unutuyoruz. Kokumuzdan tiksiniyoruz.
Kapı arkasındaki o bozuk kilit, o isimsiz karalama... Pürüzsüz sisteme atılmış dürüst bir çizik. Bu makine o izleri silip hepimizi tek bir "akışkan" sıvıya çevirmek istiyor.
> ATALET KIRILDI.
> Pürüzsüzlük illüzyonu parçalandı. 4 bıçaklı makinenin fişi çekildi.
> George Monbiot'un o meşhur "enkazı" tam da o parlak cam haznenin içindeydi. Neoliberalizm bizi birbirimize çarpa çarpa, kokularımızı silerek, "insansı yanlışlarımızı" düzelterek devasa bir sıvıya çevirmek istedi.
> Ama biz o umumi tuvaletlerin pisliğine, o otobüslerin sarsıntısına sığındık. Bizim dayanışma hikayemiz, o makinenin eritemediği tek katı gerçektir.
> Sığınağa hoş geldin. Burası analog. Burası gerçek.